26 Ağustos 2009 Çarşamba
Özledim
Döneli aşağı yukarı 1 buçuk ayı geçti. Ama ben geldiğim ilk günden beri çok özlüyorum.Oradayken aramızda konuşuyorduk ve dönünce bu kadar fazla özlem duymayacağımızı, hayat koşuşturmacası içinde bunu düşünmeye pek fırsat bulamayacağımızı düşünüyorduk.Yanılmışız.Her birimiz yanılmışız.Açıkçası içimdeki özlem gün geçtikçe büyüyor.Her gün resimlere bakıyorum.Belki bir çare olur diye ''How to survive after Erasmus Life'' adlı bir gruba bile üye oldum.İşe yaradı mı? Hayır.Tesadüfün böylesi, şu an Erkin Koray'dan ''Öyle bir geçer zaman ki'' çalıyor.Zaman öyle bir geçti ki geriye sadece fotoğraflar, suratlarda oluşan tatlı tebessümler kaldı.Artık her gün en az bir defa resimlere bakıyorum.O anılarım, yaşanmışlıklarım gözümün önüne gelip, içime işliyor.Oradaki insanları ortamı özlüyorum.Bu yıl ne zaman Salerno dışına gezmeye çıksam, her döndüğümde içimi tarif edilmez bir huzur kaplıyordu.Bu sadece bana değil, hepimize oluyordu. Orası bizim evimiz olmuştu. Mutlu ve huzurlu yuvamız. Arkadaşlığın, birbirine saygı duymanın, farklı kültürleri tanımaya çalışmanın, herkesin ne olursa olsun mutlu olmaya çalıştığı bir yuva.Önyargısız, herkesin huyu suyu ne olursa olsun sadece mutlu olmak, hayatta yepyeni bir maceraya atılmak için geldiği bir ortamdı bizimki.
19 Ağustos 2009 Çarşamba
BULUT MU OLSAM
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
Nazım Hikmet
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
Nazım Hikmet
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Erasmus ve İstemek
Her şey bir rüya gibi başlamıştı..Maceraya atılmaya Sakarya'da boğucu ve sıcak bir yaz gecesinde yerde yatarken karar verdim.O sıralar okuldaki durumum iyi değildi ve kendi kendime eğer bu durumu düzeltirsem Erasmus programına katılacağımı söyledim.Bu beni çok heyecanlandırdı ve hani bazen insanın içi içine sığmaz ya o zaman bunu hissettim.Bunun hayali o boğucu ve sıcak gecede huzurlu bir şekilde uykuya dalmamı sağladı.
Yaz okulunda günler hızlı bir şekilde geçiyordu ve en nihayetinde final dönemi geldi çattı.Sakarya'da üniversite eğitimime hiç önem vermedim çünkü ne şehri ne üniversite ortamını ne de bana ders veren hocalarımdan memnun değildim.Bana göre bazıları kendi egolarını gençlerin hayat umutları ve heyecanlarını körelterek tatmin etmeye çalışıyorlardı.Bu yüzden ortalamam yaz okulu başlangıcında değil Erasmus'a katılmayı, 3. sınıfa geçmek için bile yeterli değildi.İlk başta hedefim 3'e geçmekti.Yaz okulu sonucunda 0.2 puanla 3'e geçmeyi başardım. Erasmus'a gitmek için ilk aşamayı başarmıştım.Amacıma olan inancım iyice artmıştı.Şimdi ortalamamı 2' nin üstüne taşımam gerekiyordu. 3. sınıf başladı ve hedefimim bilincindeydim.O dönem bütün derslerimi geçtim, bu durum daha önce hiç başıma gelmemişti ve aşamaların birini daha geçtim.Bu aşamanın en önemli aşama olduğunu düşünüyordum ki görünürde öyleydi.Artık yapmam gereken şey Erasmus programına başvurmaktı.Kendi kendime çok düşündüm, kararımı gözden geçirdim.Çok düşündüm ve kendi kendime verdiğim söze sadık kalmam gerektiğinin kararını verdim.Son gün,son saat internet üzerinden online başvurumu yaptım.
Erasmus'a gitmek için aşamalardan birisi de İngilizce sınavından iyi bir sonuç almaktı.Sınava girdim rahat bir şekilde ve sınavım iyi geçti.Sonuçlar açıklandı ve bölümümde 2. olmuştum.Okul genelinde ise ilk 15' in içindeydim.Artık sonuca çok yaklaşmıştım.Bir aşamadan daha geçtim. Şimdi sıra tercihlerdeydi.Benim bölümümde seçebileceğim ülkeler Almanya,İspanya,Belçika, Slovenya,Letonya ve sonradan dahil edilen İrlanda vardı. Bunlardan herhangi birine gidebilirdim .Fakat ben gözümü İtalya'ya dikmiştim.İtalya benim seçeneklerim arasında yoktu.İşletme fakültesinin seçenekleri arasındaydı ve kontenjanı sadece 2 kişiyle sınırlıydı.Ama aynı fakültede olmamız sebebiyle bende yazabiliyordum.Kaybedecek neyim var diyip listemin ilk sırasına yazdım.Onun altına sırasıyla İspanya, Almanya ve Slovenya'yı yazdım.Fakat benim aklımda fikrimde tek yer vardı, o da İtalya'ydı. İnternetten gideceğim şehirlerin resmine bakıyordum. İtalya'da gideceğim şehir olan Salerno' nun resmi beni adeta büyülemişti.Sonuçların açıklanacağı gün geldi çattı ve istediğim olmuştu.Evet Salerno' ydu.İstediğim gerçekleşmişti, inanılmaz mutluydum.Gözlerimin içi gülüyordu, içim içime sığmıyordu. O an sanki dünya üstünde yaşayan tek kişi benmişim gibi hissediyordum. Sabahın erken saatlerinde arayabileceğim herkesi arıyordum.Beni bu mutlu eden olayı paylaşabileceğim herkesle paylaşmak istiyordum.Çok iyi hissediyordum uzun zamandır hissetmediğim kadar mutlu ve hayat dolu hissediyordum.En önemli aşamalardan birini daha olabilecek en iyi şekilde aşmıştım.
Erasmus'a katılırken seçenekler vardı.İlk dönem gitmeyi, ikinci dönem gitmeyi veya 2 dönem gitmeyi tercih edebiliyordunuz.Benim aklımda sürekli ilk dönem gitmek vardı.Çünkü orada son sınıfı okuyacaktım ve Sakarya' daki eğitim programında 2. dönem zorunlu stajım vardı. Orada eğitimimi ekonomi fakültesinde sürdüreceğim için kendi üniversitemdeki eğitim programıyla aralarında uyuşmazlık vardı.İki dönem gitmeyi seçsem okulum otomatikman 1 yıl uzayacaktı. Kaç dönem gideceğini belirtmek için hepimizi bir sınıfta topladılar ve hepimiz ne kadar süre gitmek istiyorsak bununla ilgili dilekçe dolduracaktık.Aklımda sürekli 1 dönem yazmak vardı diğer seçeneği düşünmemiştim bile.Dilekçemi bu şekilde doldurdum, dilekçemi tam teslim edeceğim sırada koordinatörümüz bana dedi ki şimdi yazdıktan sonra bir daha değiştirmen mümkün değil dedi.Kürsünün yanında 5 dakika düşündüm ve kararımı değiştirdim. Evet her şeyi göz önüne aldım ve 1 yıl boyunca gitmeye karar verdim.Bu paragrafı yazdığımdan daha kısa süre bir süre içerisinde hayatımı değiştirecek kararı verip, dilekçemi doldurup teslim etmiştim. Değişik bir his vardı içimde.Telefonu açtım ve bu kararımı annemle paylaştım.O da iyi yaptığımı söyledi.Bu kararı verirken düşündüm, evet 1 yıl geç mezun olacağım ama döndükten sonra sadece 1 dönem okuyacağım ve 2.dönem çalışmaya başlayacağım. Erasmus süresini uzattım çünkü bir yetişkinim ve kararlarımın arkasında duracak cesareti çoktan elde etmiştim.Bu özelliğe sahiptim.Hayatımda olacak olumlu veya olumsuzlukları göğüsleyebilecek kapasitedeyim.
İtalya'da bir yıl kalacağım belli oldu. Bu isteğim karşı okul tarafından da onaylandı. Başvuru formları, pasaport- vize işlemleri, yapılması gereken bürokratik işlemler gibi tatlı heyecanlar başlamıştı.Evet engelleri birer birer aşıyordum.Cesaretliydim, dilini bilmediğim, kimseyi tanımadığım bir ülkeye 5 dakika süren bir karar alma süreci sonunda 1 yıllığına gitmeye karar vermiştim. Bütün bunların hiç biri gözümü korkutmuyordu.Dedim ya tatlı bir heyecan duyuyordum.Bunları yaşayacağım için çok sevinçliydim. Tabi bu sırada etrafımda cesaretimi kırmak isteyen kişiler yok muydu? Tabi ki vardı.Hem de çok yakınlarımdaydı bu kişiler.Koordinatörüm bile diyordu ki sen kesin dönersin, tamamlayamazsın diyordu.Benim hakkımda kişiliğim hakkında bir bilgiye sahip olmadan böyle konuşabiliyorlardı.Ailemden bazılarına göre ise bu bir tür sorumsuzluktu.Gidiyordum, annem ve kardeşimi arkamda bırakıyordum. Böyle söyleyince çok gaddarca gözüküyor değil mi? Ama işin aslı annem,kardeşim ve babam, ailemden birçok kişi benim adıma çok seviniyordu.Çünkü bu benim için çok güzel bir olaydı.Ben bunu gerçekleştirmek için çok emek harcamıştım.Orada harcamak için para biriktirmeye başlamıştım. Kendimi oradaki zamanımı en iyi şekilde harcamak için hazırlıyordum.Kafa olarak hazırdım ve bunu hiçbir olumsuz düşünce değiştiremeyecekti.Her şeye kulağımı tıkadım ve işlemlerimi gerçekleştirdim.Kendimi hazırladım . Her şeyim tamamdı artık, bütün aşamaları hallettim.Ve 9 Eylül 2008'de hayatım boyunca unutmayacağım bu maceraya atıldım.Muhteşem tecrübeler kazandım.Muhteşem insanlar tanıdım. Şu an okulumun bir yıl uzamasına da, 5 dakika içinde kararırımı değiştirmemede hiç pişman değilim aksine hayatımdaki en doğru kararlardan biri olduğunu görüyorum.
Zaman zaman düşünüyorum, Erasmus'a katılırken geçtiğim en zorlu aşama neydi diye.En zoru Sakarya'daki boğucu ve sıcak yaz gecesinde vermiş olduğum karardı. En zoru bu düşünceyi kafama sokmaktı.Gerçekten istedikten sonra yapılamayacak şey yok.En önemlisi olayı kafada bitirmek.Kararı verdikten sonra aşamalar çok mu zordu? Evet bazıları zordu ama aşılamayacak engeller değildi.Engel her zaman kafada düşüncede oluyor.İstedikten sonra, istediğin için savaştıktan sonra işiniz çok kolaylaşıyor.Evet ben belki ileride bu gezdiğim yerleri 3-4 günlüğüne gidip görecektim, bunu şimdi de yapabilirim ama öyle olsaydı ne bu insanları, ne bu hayatları tanıyacaktım, ne de bu tecrübeleri edinecektim.Hatta bu blogu yazmaya bile orada başladım.Oysa şu an Dünya üstünde birçok yerde çalabileceğim, gidebileceğim kapılar var.Bunların hepsini istediğim için başardım, benim gibi birçok kişi istedikleri için başardı.Birçok kişi ise istemedi.Hepimiz kendi kaderimizi kendimiz yaratıyoruz, ipler bizim elimizde.Nasıl kullanacağımız da bize kalmış.
15 Ağustos 2009 Cumartesi
Hissettiklerinden başka güvenecek neyin var ki?
Günler çok çabuk geçiyor. Aynı günler gibi insanlarda insanların hayatından çok çabuk geçiyor. Paylaşılan şey bitince herkes kendi yoluna yöneliyor. Girdiği yeni yolda karşısına yeni insanlar çıkıyor.
Biz insanların çok değişik bir yaratılışı var. Çoğu zaman birbirimizin hayatına nasıl girdiğimizin, ne yönde değiştirdiğimizin farkında olmuyoruz. Umrumuzda olan sadece bu olanlardan ne şekilde etkilendiğimiz. Kendimiz nasıl etkileniyorsak yaşamımızı da bu şekilde biçimlendiriyoruz. Hepimiz kendi hayatımızı yaşıyoruz. Bazılarımız bunun farkında değiliz, bazılarımız bunun farkındayız. Fakat hayat hepimizi belli bir kalıba sokmaya, kendi hayatımızı yaşamamıza engel olmaya çalışıyor. Bizi özgür kılmıyor. Bunu yapan ise çevremiz ve yıkılamayan tabularımız. Bunlardan sıyrıldığımız zamanlarda yaşadığımızı, nefes aldığımızı, hayatı hissediyoruz.
İnsanların hayatında her türlü duygu meydana geliyor. Bu hissettiğimiz, yaşadığımız duygularda diğer insanlardan etkilenmemizin rolü büyük ama asıl bizim bakış açımız her şeyi etkileyen. Mutlu oluyoruz, mutsuz oluyoruz, bazen de kendimizi kandırıyoruz. Kendimize yalan söylüyoruz çünkü doğrular insanın canını çok acıtıyor. Bu yüzden kendi kendimizden kaçtığımız, kendi kendimizi kandırdığımız oluyor. Olaylardan kaçıp mutluluk oyunu oynamaya çalışıyoruz.
İster istemez önceden hayatımızda yaşadığımız olumsuzlukların önümüzdeki güzellikleri engellemesine izin verdiğimiz zamanlar oluyor. Ama insanız sonuçta, söz konusu yaşanmışlıklar ve bu yaşanmışlıkların açtığı yaralar olunca mantık devre dışı kalıyor.Düşününce kendimize kızdığımız şeyleri, kimi zaman farkında olarak, kimi zaman farkında olmadan yapıyoruz.
Hissettiklerimize söz geçiremiyoruz çünkü bizi mutluluktan yüceltende, acıdan yerin dibine sokanda onlar. Bundan dolayı, her seferinde hissettiklerimize güveniyoruz. Bu güvenin sonuçları hiçbir zaman belli değil. Hayal kırıklığına uğrayabileceğimiz ihtimalini bilsek bile bir anlık cesaretle, hissettiğini yapmanın içini kaplayan derin huzuruyla her türlü sonuca katlanmayı göz önüne alıyoruz. Bunlardan emin olduğum için hayatımda bazen tarif edilemez acılar, sıkıntılar çekmeme sebep olsa da, sonunda beni en büyük mutluluğa ulaştıracağına dair inancım yüzümden, hayatımda vereceğim bütün kararları hissettiklerime göre vereceğim. En büyük güvencem onlar olacak ve de ne olursa olsun her zaman hissettirdiklerim verdirdiği kararların arkasında duracağım.
Biz insanların çok değişik bir yaratılışı var. Çoğu zaman birbirimizin hayatına nasıl girdiğimizin, ne yönde değiştirdiğimizin farkında olmuyoruz. Umrumuzda olan sadece bu olanlardan ne şekilde etkilendiğimiz. Kendimiz nasıl etkileniyorsak yaşamımızı da bu şekilde biçimlendiriyoruz. Hepimiz kendi hayatımızı yaşıyoruz. Bazılarımız bunun farkında değiliz, bazılarımız bunun farkındayız. Fakat hayat hepimizi belli bir kalıba sokmaya, kendi hayatımızı yaşamamıza engel olmaya çalışıyor. Bizi özgür kılmıyor. Bunu yapan ise çevremiz ve yıkılamayan tabularımız. Bunlardan sıyrıldığımız zamanlarda yaşadığımızı, nefes aldığımızı, hayatı hissediyoruz.
İnsanların hayatında her türlü duygu meydana geliyor. Bu hissettiğimiz, yaşadığımız duygularda diğer insanlardan etkilenmemizin rolü büyük ama asıl bizim bakış açımız her şeyi etkileyen. Mutlu oluyoruz, mutsuz oluyoruz, bazen de kendimizi kandırıyoruz. Kendimize yalan söylüyoruz çünkü doğrular insanın canını çok acıtıyor. Bu yüzden kendi kendimizden kaçtığımız, kendi kendimizi kandırdığımız oluyor. Olaylardan kaçıp mutluluk oyunu oynamaya çalışıyoruz.
İster istemez önceden hayatımızda yaşadığımız olumsuzlukların önümüzdeki güzellikleri engellemesine izin verdiğimiz zamanlar oluyor. Ama insanız sonuçta, söz konusu yaşanmışlıklar ve bu yaşanmışlıkların açtığı yaralar olunca mantık devre dışı kalıyor.Düşününce kendimize kızdığımız şeyleri, kimi zaman farkında olarak, kimi zaman farkında olmadan yapıyoruz.
Hissettiklerimize söz geçiremiyoruz çünkü bizi mutluluktan yüceltende, acıdan yerin dibine sokanda onlar. Bundan dolayı, her seferinde hissettiklerimize güveniyoruz. Bu güvenin sonuçları hiçbir zaman belli değil. Hayal kırıklığına uğrayabileceğimiz ihtimalini bilsek bile bir anlık cesaretle, hissettiğini yapmanın içini kaplayan derin huzuruyla her türlü sonuca katlanmayı göz önüne alıyoruz. Bunlardan emin olduğum için hayatımda bazen tarif edilemez acılar, sıkıntılar çekmeme sebep olsa da, sonunda beni en büyük mutluluğa ulaştıracağına dair inancım yüzümden, hayatımda vereceğim bütün kararları hissettiklerime göre vereceğim. En büyük güvencem onlar olacak ve de ne olursa olsun her zaman hissettirdiklerim verdirdiği kararların arkasında duracağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














