Bu aralar sessizliği dinliyorum. Başımı en çok şişiren anlar bu sessizlik anları. Kendimle başbaşa kalmaya çalışıyorum ama bir türlü olmuyor. Onun bunun problemi, hayattaki memnuniyetlerim, memnuniyetsizliklerim ve bunun gibi olaylar sessizliğimi bir konser alanına çeviriyor. Sürekli düşünüyorum, hayatımla ilgili planlar yapıyorum. Sorunlarımı düşünüyorum.
Bu aralar hiç canımı sıkmamam gereken şeylere canımı sıkıyorum. Halbuki hiç gerek yok. Hayatta değiştiremeyeceğin şeylere üzülmeyeceksin. Sürekli neşeli olacaksın. Her umutsuzluğa düştüğün anın yeni bir umudun kapısını açtığının farkında olacaksın. Benim için böyle. Geçen hafta başıma gelen şey aslında çare üretmek için kıpırdanmama yol açtı. Bazen ilk anda demeyi unutup, kısa bir süre karamsar olsamda gerçekten her işte bir hayır var.
Problemler iyidir, çözebileceğin problemler iyidir zaten çözemeyeceğin problem senin problemin değildir. Hayatada böyle bakıyorum. Başkalarının ne düşündüğü pek umrumda da değil açıkçası. Hayat benim hayatım verdiğim kararlar benim, seçtiğim yollar benim. Üzünütüyüde, sevinicide birinci dereceden yaşayacak olan benim. Ben hayatı basit görmeyi öğrendim, çünkü bana göre hayat basit. Bazı zamanlar kendi kendime zorlaştırsamda. Ama her şeyden olması lazım. Bu basit hayatı renklendirmek lazım.
Hayat hepimiz için aynı. Hepimiz kendimizi tatmin etme amacındayız. Mutluluk dediğimiz bu. İnsan tatmin olmadan mutlu olur mu? Bana göre olmaz. Hepimiz kabul etsekte etmesekte benciliz. Bu doğamızda var. Bir şeyleri yaparken sonunda ne olursa iyi hissederiz diye düşünerek hareket ediyoruz. Hepimiz kendimizi düşünüyoruz. Mesela en basiti ağlamak. Kendimiz için ağlıyoruz hayatta. Birisine veda ediyoruz, ağlamaya başlıyoruz.Neden peki? Giden kişi için üzüldüğümüzden mi? Hayır, giden kişinin bizde yarattığı etkiyi kaybettiğimizi düşündüğümüzden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder