30 Kasım 2009 Pazartesi

Hayatın Anlamı

Hayatta ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadan bir kavganın içinde buldum kendimi. Bu kadar zamanda oradan oraya savruldum. Hepsine bir şekilde uyum gösteriyor insan. Hep daha iyi olmak için, hayatımı daha kaliteli, daha yaşanılabilir kılmak için düşünüp durdum, halen de düşünüyorum ve yapabildiklerimi yapmaya çalışıyorum. Şu an gerçekleştiremediklerim ise bir sonraki hedeflerim arasında basamak vazifesi görüyor. İnsanları inceliyorum, çevremdekileri, yakınımdakileri, tanıdıklarımı, tanımadıklarımı, ilişkilerimi gözlemliyorum,hepsini. Hepsinden kendime bir şeyler katmaya çalışıyorum. Aileme bakıyorum, bazı yolunda gitmeyen olaylara nelerin sebep olduğunu tespit etmeye, bunlardan ders çıkarmaya çalışıyorum. Hayatımı garanti altına almak için neler yapmam gerek diye, yaşadığım hayatın farkında olmaya, bu hayattaki sonsuz bilgiden, güzellikten, olumlu veya olumsuz her şeyden kendime bir pay çıkartmaya bakıyorum. Kendimi telkin ediyorum, olumsuz bir yanımı gördüğümde ve bu yanımı geliştirmeye bakıyorum. Hayata dair bir sürü şey yapmak için, başarmak için, daha kaliteli bir hayatı yaşamak için gün be gün, bina misali ekleyebildğim kadar tuğlayı sağlam, düzenli ve göze hoş gelen bir biçimde üst üste koymaya çabalıyorum. Ve hep dua ediyorum. O mucizevi şeye kavuşmak için. Onu bağrıma basıp,koklamak öpmek için. O minnacık, çaresiz ama bir o kadar da hayat dolu ve umut verici kutsal varlığa kavuşmak için. O minnacık, sevimli şeyin zamanla büyümesini, hayalleri olmasını, hayallerine kavuşmak için çabalarken elinden tutabilmek, her anında ne olursa olsun güvenli ve huzurlu bir kaleye sahip olduğunu hissetmesi için. Bence şu dünyanın en mucizevi olayı çocuk, düşünsene, sadece düşün. Ne zaman bir çocuk görsem, hayallere dalıyorum ve kelimelerle anlatılmayacak şeyler hissediyorum. Düşünsene doğuyor, daha konuşamıyor bile ama nasıl oluyorsa kendini sana ait hissediyor, sanki senin için gelmiş gibi. Ona sarılıyorsun ve dünyalar senin oluyor. Kokusunu koklayınca sanki ölümsüz olacakmış gibi hissedeceğim gibi geliyor. İşte benim en büyük hayalim bu, diğer bütün hayallerimin bir şekilde bağlantılı olduğu en büyük, en kutsal, en huzurlu ve en mutlu hayalim bu. Değişmeyeceğim, vazgeçmeyeceğim en büyük, en kararlı hayalim bu. Evet çok mutlu olmak istiyorum ve umarım günün birinde bu hayalime kavuşacağım.Çünkü bana göre hayatın anlamı bu. Bu hayalim gerçekleşince, sen bir gün, bunları algılayabilecek zamana geldiğinde bu yazıyı okuyacaksın; senin ne zaman bana geleceğini bilmeden, seni düşünerek yazdığım bu ilk yazıyı. Ve umarım sen bu yazıyı okuduktan sonra sarılıp, öpebileceğin, çok seveceğin ve gurur duyduğun biri olacak yanında, hayatımın anlamı..

3 Kasım 2009 Salı

Umut

Şu an Salerno' daki evimin balkonunda o ayakları kırık duvara yaslanan eski sandalyemde otursam, oradan eski binaları izlesem, düşüncelere dalsam, içimi sadece oradayken hissettiklerim kaplasa.. Alsam kağıdımı kalemimi aklıma ne geliyorsa yazmaya başlasam, yazarken konu konuyu açsa ve yazımı bitirdikten sonra yüzümdeki gülümseme tekrardan belirse.. Ne güzel olurdu..

Döndükten sonra yine kaset başa döndü ve ben her şeyin aynı kaldığını malesef görüyorum. Yine herkesin arasında köprü olmaya çalışıyorum. En önemlisi ise köprü olurken hayatı ıskaladığım zamanlar ouyor. En kötüsüde bu zaten; hayatı ıskalamak. Geçen zaman bir daha geri gelmiyor. Hayatını geri alamıyorsun. Bu yüzden geçmişteki hatalara yanarken, şimdiyi, yarını harcamamak lazım. Bunu yapabiliyor muyum ? Malesef cevabımın hayır olduğu zamanlar oluyor. Geçmişle yaşadığım dönemler oluyor, keşkeleri kullandığım zamanlar. Bu zamanların sadece ayak bağı olduğunu biliyorum. Ama bunları dedirten olayların hala aynı şekilde devam ettiğini görünce alıkoyamıyorum bazen kendimi. Biliyorum her şeye yetişemem, aynı anda herkesi memnun edemem. İşin acı yanlarından biri de bu zaten, hayatta her zaman seçim yapmak zorundayız. Malesef her şeye sahip olabildiğimiz bir dünya yok, varsa da ben bilmiyorum. Ne zaman aynı anda birkaç kişiyi memnun etmek için fedakarlık yapsam muhakkak yolunda gitmeyen şeyler oluyor, her şey birbirine karışıyor. Çünkü verdiğin kararın iki zıt kişiyi mutlu etme olasılığı çok az. Bir yerde bir hata yapıyorsun büyük ihtimalle. Sonuç olumsuz olunca, o kadar yorulmana yıpranmana rağmen bir şeylere değmeyince mutsuz ve huzursuz oluyorsun. Herkesin mutlu olacağını düşünerek çabalaman hüsranla sonlanınca gardın düşüyor yavaş yavaş. Daha sonra yıpranmış bir vaziyette hayatına yeni bir yön vermeye çalışıyorsun, veriyorsunda. Uzaklara gidiyorsun. Orada bir hayata başlıyorsun, yeni bir çevre, yeni insanlar. Kısa bir mola veriyorsun. Seninde içinde mutlu olabilme, derdi tasayı kafaya pek takmama potansiyeli olduğunu görüyorsun. Hayata daha farklı bakıyorsun, daha pozitif. Seninde yüzünün güçlü görünmek için değil de içten gülebileceğini görüyorsun.
Kendini çok iyi hissederek geri dönüyorsun daha sonra. Ve yavaş yavaş o enerjin azalıyor. Eski olayların içine giriyorsun, sen girmek istemesen bile o seni içine çekiyor. Hayatın kuralı buymuş; ne kadar uzağa gidersen git bir gün tekrar dönüyorsun olayların içine. Ama en acısı o potansiyeli gördükten sonra tekrar ona kavuşamayacağını düşünmek.. Bu işte bazen dayanılmaz oluyor. İçimde umutta var ama.. o potansiyeli tekrar yakalama umudu..

Ben tekrar o balkonuma gidip, kırık sandalyemde oturup, etrafı izleyip, düşüncelere dalarak yazı yazamam ama umarım orada hisssetiklerimi burada da hissedebilirim.