3 Kasım 2009 Salı

Umut

Şu an Salerno' daki evimin balkonunda o ayakları kırık duvara yaslanan eski sandalyemde otursam, oradan eski binaları izlesem, düşüncelere dalsam, içimi sadece oradayken hissettiklerim kaplasa.. Alsam kağıdımı kalemimi aklıma ne geliyorsa yazmaya başlasam, yazarken konu konuyu açsa ve yazımı bitirdikten sonra yüzümdeki gülümseme tekrardan belirse.. Ne güzel olurdu..

Döndükten sonra yine kaset başa döndü ve ben her şeyin aynı kaldığını malesef görüyorum. Yine herkesin arasında köprü olmaya çalışıyorum. En önemlisi ise köprü olurken hayatı ıskaladığım zamanlar ouyor. En kötüsüde bu zaten; hayatı ıskalamak. Geçen zaman bir daha geri gelmiyor. Hayatını geri alamıyorsun. Bu yüzden geçmişteki hatalara yanarken, şimdiyi, yarını harcamamak lazım. Bunu yapabiliyor muyum ? Malesef cevabımın hayır olduğu zamanlar oluyor. Geçmişle yaşadığım dönemler oluyor, keşkeleri kullandığım zamanlar. Bu zamanların sadece ayak bağı olduğunu biliyorum. Ama bunları dedirten olayların hala aynı şekilde devam ettiğini görünce alıkoyamıyorum bazen kendimi. Biliyorum her şeye yetişemem, aynı anda herkesi memnun edemem. İşin acı yanlarından biri de bu zaten, hayatta her zaman seçim yapmak zorundayız. Malesef her şeye sahip olabildiğimiz bir dünya yok, varsa da ben bilmiyorum. Ne zaman aynı anda birkaç kişiyi memnun etmek için fedakarlık yapsam muhakkak yolunda gitmeyen şeyler oluyor, her şey birbirine karışıyor. Çünkü verdiğin kararın iki zıt kişiyi mutlu etme olasılığı çok az. Bir yerde bir hata yapıyorsun büyük ihtimalle. Sonuç olumsuz olunca, o kadar yorulmana yıpranmana rağmen bir şeylere değmeyince mutsuz ve huzursuz oluyorsun. Herkesin mutlu olacağını düşünerek çabalaman hüsranla sonlanınca gardın düşüyor yavaş yavaş. Daha sonra yıpranmış bir vaziyette hayatına yeni bir yön vermeye çalışıyorsun, veriyorsunda. Uzaklara gidiyorsun. Orada bir hayata başlıyorsun, yeni bir çevre, yeni insanlar. Kısa bir mola veriyorsun. Seninde içinde mutlu olabilme, derdi tasayı kafaya pek takmama potansiyeli olduğunu görüyorsun. Hayata daha farklı bakıyorsun, daha pozitif. Seninde yüzünün güçlü görünmek için değil de içten gülebileceğini görüyorsun.
Kendini çok iyi hissederek geri dönüyorsun daha sonra. Ve yavaş yavaş o enerjin azalıyor. Eski olayların içine giriyorsun, sen girmek istemesen bile o seni içine çekiyor. Hayatın kuralı buymuş; ne kadar uzağa gidersen git bir gün tekrar dönüyorsun olayların içine. Ama en acısı o potansiyeli gördükten sonra tekrar ona kavuşamayacağını düşünmek.. Bu işte bazen dayanılmaz oluyor. İçimde umutta var ama.. o potansiyeli tekrar yakalama umudu..

Ben tekrar o balkonuma gidip, kırık sandalyemde oturup, etrafı izleyip, düşüncelere dalarak yazı yazamam ama umarım orada hisssetiklerimi burada da hissedebilirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder