Uzaklardan gelmişti, birkaç günlüğüne de olsa hasret gidermek için. Yıllardır bu böyle sürüp gidiyordu. Herkes hayatın bu şekline alışmaya başlamıştı. Derler ya insanın zamanla alışamayacağı hiçbir şey yoktur diye. Gerçekten de öyle. Olayların vuku bulduğu andan itibaren insanoğlunun alışma süreci başlıyor. Anlayacağınız alışmak kaçınılmaz son. Ölüme alışıyoruz, ayrılığa alışıyoruz, sevgiliye alışıyoruz, yokluğa, varlığa, rahatlığa, yalnızlığa, kısacası her şeye zamanla alışıyoruz. Farkında olarak veya olmayarak. Bazen kabullenemiyoruz bazı şeyleri, o zaman da acı çekmeye alışıyoruz. Dediğim gibi uzun yıllardır, yılda 3, bilemedin 4 kere birkaç günlüğüne buluşmaya alışmışlardı. Sıra dışı bir ilişki onlar için sıradan hale gelmişti. Bu durum yüzünden doğal olarak aralarında iletişim kopukluğu had safhadaydı. Aynı kanı taşıyorlardı, ama birbirlerine son derece yabancıydılar. Değişik bir baba-oğul ilişkisi yaşıyorlardı. Bu seferki görüşmelerinde alışılmışın dışında oluşan şeyler vardı. Mesela her zaman buluşup oturdukları yer, artık yoktu. Tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştı. Ama onlar için yerin pek bir önemi yoktu. Konuşacakları konuda her zaman sınırlıydı. Sürekli baba konuşur, oğul dinlerdi. Dinlemesine pek gerek yoktu, çünkü konuşulanlar hep aynıydı. Sürekli eski defterler açılır, keşkeler havada uçuşurdu. Çocuk yeter diye haykırmak isterdi ama yapamazdı çünkü zaten yılda kaç kere görüyorum, varsın konuşsun, adamcağızı şimdi boş yere üzmeyeyim diye içinden geçirirdi. Böyle içine atmaları çocukta sürekli bir gerginlik yaratırdı. Bunlarda çocuğun sönmüş bir yanardağı ara sıra küçük patlamalarına sebep olurdu. Ama bunlar her seferinde tekrarlanan sıradan şeylerdi. Beraber sinemaya gitmeyi severlerdi çünkü orada hem birlikteydiler hem de konuşmuyorlardı. Orada sadece birbirlerinin varlıklarını hissediyorlardı.
İkisi de bir şekilde hayata karşı o kadar öfkeliydiler ki birbirlerini anlayamıyorlardı. Babanın oğlu hakkında birçok konuda fikri yoktu. Oğlunu yılda gördüğü birkaç günden anladıklarıyla kafasında yorumluyor fakat geri kalan günlerin onun üstünde bıraktığı etkinin önemini düşünmüyor, bunları idrak etmek istemiyordu. İkisinin de hayatlarında birçok şeyin eksikliği vardı şüphesiz bu yüzden ikisi de birbirine kızamıyordu. Biri küçük yaşta önce abisini kaybetti ve bu konu hakkında hiç konuşmadı, diğeri küçük sayılabilecek yaşta ailesini kaybetti ve bu konu hakkında hiç konuşmadı. Sonuçta ikisinin de kaybetmesi, uzaktan yaşadıkları ilişkiyi görünmez bir tutkal halinde bir arada tutuyordu.
Bu seferki ziyaretinde hava güzeldi ama soğuktu. Bu ziyaretini en önemli yapan durumlardan biri yıllarca baş rolü oynadığı sahneye bu sefer konuk oyuncu olarak çıkmasıydı. Hava soğuktu ve uzun süre dışarıdaydı, sıkışmıştı, o kadar müşkül durumdaydı ki istemese de yapmak zorundaydı. Sesi titreyerek, telefona sarıldı ve 2 dakika yukarı çıkabilir miyim diye izin istedi oğlundan. Oğlu şaşırmıştı bu durum karşısında, tabii dedi ama ses tonu içi acıyarak, gel ama işini kısa tut diyordu. Eve geldi, hayatının en önemli zamanlarını geçirdiği yerde şimdi bir yabancı gibiydi, yıllarca sabah çıktıktan sonra gelmek için can attığı evde şimdi yıllar sonra bir yabancı gibiydi. Kendisi de, oğlu da gergindi. Gitmişken eve biraz göz gezdirdi, merak ediyordu, nasıl etmesin, kim olsa onun yerinde merak ederdi. Ve sonra oğluyla beraber çabucak çıkıp gitti. Hareketleri o kadar telaşlıydı ki sanki bir yeri soymuş ve yakalanmamak için kaçıyor gibiydi... Hayatta her şeye mutlu olmak üzere başlıyoruz ama bazen mutlu olmak için attığımız adımın aslında mutsuzluğun temeli olduğunun farkına ancak yaşadıktan sonra farkına varıyoruz. Acaba olayların bu noktaya geleceğini tahmin etmişler miydi, o ilk günlerinde. Ve şimdi... Yılların birlikteliği bitiyor ve insanlar birbirleri için yaşayan ölüler oluyor. Aynı yastığı paylaşıyorsun, bir sürü şey paylaşıyorsun ama sonrasında birbirinin ne sesine ne de yüzüne tahammülün oluyor. Daha ilginç ne olabilir ki şu kısa hayatta. Çok seviyorsun ama gün geliyor herkes kendi yoluna gidiyor. İçlerinde bir şey var mıdır? Bunu sadece kendileri bilir, akıl yürütülebilecek bir durum değil ki bu.
Baba ve oğul çıktılar, arabayla şehrin sokaklarında dolaştılar. İkisinde de sessizlik vardı, kim bilir ikisi de neler düşünüyorlardı, ikisi de aynı ama farklı görüyorlardı birtakım şeyleri. Tıpkı diğer olaylardaki gibi. Bugüne kadar yaşadıkları şüphesiz istedikleri gibi değildi. Ama ikisi de alışmıştı oyunu bu şekilde oynamaya. Kabullenemedikleri de vardı, ama bu konuda da büyük aşama katetmişlerdi. Artık yaşanmışlıklarla başa çıkmayı az çok öğrenmişlerdi, zaman zaman sendeleseler dahi.
Ve ayrılık günü geldi çattı. En yakın zamanda buluşmak üzere öpüşüp koklaştılar ve ikisi de bu birkaç günün ardından kendi hayatlarına döndüler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder