18 Ocak 2010 Pazartesi
Bir Yolcunun Hikayesi
Yolcunun hikayesi aslında uzun zaman önce başladı. İlk başlarda tecrübesiz, saf, ayakları yere basmayan, ne yapacağından bir haber biriydi. Yolları katettikçe, yüreği de tıpkı ayakları gibi nasırlaşmaya başladı. Başkalarının hayatında iz bırakmamayı tercih etti, çünkü eğer başkasının hayatında iz bıraksa onların da kendi hayatında iz bırakacağını biliyordu ve bunu istemiyordu. Bunu istememesinin sebebi, onu yola çıkmaya iten sebepti. O yüzden kendini hep yolcu olarak tanıttı. Gerçek adını hiç kimsenin bilmesini istemedi. Bilseler peşine düşerlerdi, kim bilir belki onu bulurlar ve yolculuğunu sona erdirirlerdi. Nereye gittiğini, kime gittiğini, neyin peşinde olduğunu düşünmeden yürüyüp gidiyordu. Korkuyordu, bunları düşünmekten ve olası cevaplardan korkuyordu. Cevapları başlangıç noktasında bulmaktan korkuyordu, çünkü artık başlangıç noktası kalmamıştı. İnandığı, düşlediği her şey o noktayla ilişkiliydi belki de. Ama o düşünmeden sonu olmayana doğru yol almayı daha umutlu bir çırpınış olarak görüyordu. Yol üstünde bir sürü yerde mola verdi. Birçok hayata şahit oldu. En baştaki tecrübesizliği, ayaklarının yere basmayışı, ne yapacağını bilmemesi yavaş yavaş değişiyordu. Attığı her adım, o adımlarda aldığı her nefes canını biraz daha acıtıyordu, bağrına taş basıyordu ama başka çaresi yoktu. Bir kere çıktın mı yola, bir daha geri dönemezsin. Her şey değişir, döndüğünde yıllardır orada duran binalar, ağaçlar, yollar bile değişmiş olacaktı. Çünkü kendi ruhuna yüklediği her anlam, onlara da farklı anlamlar yükleyecekti. Yolcular genellikle yalnızdırlar, yola çıkmalarındaki asıl sebep kendi içlerindeki eksiklikleri tamamlama arayışıdır. Kimi zaman bir yoldaş, kimi zaman bir anlam, kimi zaman da bir cevap bulmak için kendilerini yollara atarlar. Benim bahsettiğim yolcu ise farklı, o bunların hiç birisini bulmak için uzaklara gitmesine gerek yok. Aradığı her şey onun içinde. Ama o bunu kendine itiraf edemiyor. Aynı yerde kalınca hem duvarlar, hem insanlar huzur vermiyor ona. Kendi çevresinde tanık oldukları her seferinde yeni yolculuklara çıkmasında rol oynuyor. Gittiği her yerde aynı kişi olamıyor, bazen nabza göre şerbet vermesi gerekiyor. Hiç bir zaman kopamayacağı insanlardan, o insanların yaptıkları yüzünden uzaklaşıyor. Kalbi o kadar nasırlaşmış ki, gitmekten dolayı bedeninde oluşan yaraların farkında değil. Yüreği öyle acıyor ki, hiç bir şeyin farkında değil.Öyle zamanlar oluyor ki, ölüm döşeğinde bile olsa gitmesi gerekiyor. Ama ne kadar uzağa giderse gitsin kendini başlangıç noktasından kopmamasını sağlayacak, onu acı çekse bile oraya bağlayacak bir neden bulabiliyor. Artık kendi mutluluğundan vazgeçme noktasına geldi o , artık yollarda gördüğü insanların mutlu olması, tanık olduğu yaşamların neşeli olmasından güç topluyor. Kendi kendine, bu benim gittiğim yol, yol değil, umarım siz her zaman mutlu ve huzurlu kalırsınız diye içten içe dua ediyor. Böyle yapınca sanki onların mutluluklarında pay sahibi olmuş gibi hissediyor. Bunu hissettiği zaman içi biraz da olsa huzurla doluyor ve yüzünde samimi bir tebessüm yer ediyor. Başkalarının mutluluğuna dalan, suratına oturan bu tebessüm onu bulunduğu ortamdan çekip çıkarıyor, bunu hissetiği an, evet o kısa an içi huzurla kaplanıyor ve oradaki misyonunu tamamladığını zannedip başka mutluluklarda pay sahibi olmayı düşünerek yoluna devam ediyor. Peki bu yolcu hiç mi kendi mutluluğunu düşünmüyor ? Elbette düşünüyor. O mutluluğun mücadele gerektirdiğini biliyor, bunun için güce ihtiyaç duyduğunu biliyor. Ama O bütün gücünü hayatta kalmak için, yola devam ederken düşüp kalmamak için harcamış. Bu tarz bir mücadele için hiç mi hiç gücü kalmamış, tükenmiş. Belki de O'nun farkında olmadan aradığı bu gücü toplamak için bir şeyler bulabileceği umududur.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder