Bugün 4. gün
Evde bazen 10, bazen 20 bazen de 40 kişi
Tanıdık ve tanımadık yüzler, geçici tebessümler
Ev 3 oda 1 salon
Evin her köşesinde huzursuzluk
Ev 40 kişi,gürültülü
Kalabalıkta sadece ses var ama mutluluk yok
Evde 1 kişi eksik
Sadece O kişi olsa şimdi
4 odanın içinde değil de 4 metrekarenin içinde bile olsak
40 kişilik huzursuzluk ve mutsuzluğu bastıracak
Huzur ve mutluluk olurdu şimdi
Evde O kişi olsa şimdi
O 40 kişi 4 odaya sığmak zorunda kalmazdı
Ev gürültülü olmazdı
Belki ev de ses olmazdı ama
öylesine sessiz bir huzur eve hakim olurdu ki
Tek bir sesleniş 40 kişilik gürültüyü bastırırdı.
Söylenecek, yazılacak çok şey var
Ama bundan sonra olmayacak tek bir şey var.
O da babaanneciğim sensin.
Sen burada olsan ne bunları yazardım
Ne de kalabalıklar arasında yalnız kalırdım.
Tanrım sana bir melek, bir nur yüzlü gönderdik
Ve tek avuntumuz Senin O' na bizden daha iyi bakacağın.
24 Temmuz 2010 Cumartesi
20 Temmuz 2010 Salı
Sakızdan Adaya Gitmek Çıktı
Sıcak bir akşamda evde oturuyordum. Terlemekten bunalmışım, üstüm yapış yapış olmuş. Yapılacak tek şey biraz müzik dinlemekti. Bir an kendi kendime dedim, bu iş böyle gitmez. Hemen telefona sarıldım, yakın bir arkadaşımı aradım. Dedim her ne yapıyorsan bırak, adaya gidiyoruz. Oğlum siktir git manyak mısın, bu saatte adaya mı gidilir dedi. Ben de dedim bu saate vapur koyuyorlarsa demek ki giden oluyormuş dedim. Hemen milleti topluyoruz dedim, artık kim gelirse, yarım saat sonra marketin önünde buluşuyoruz dedim. Bir de gelmeyeni siksinler diye söz verdirttim. Yarım saat sonra Caddebostan Migros' un önünde buluştuk. Rakılar, mezeler, meyveler, biralar alındı. Kısacası mükellef bir sofra için her şey hazırdı. Dedim ki sizi öyle bir yere götüreceğim ki bu gece evde oturup mal mal televizyona bakmadığınız ve böyle bir gece yaşadığınız için hepiniz bana duacı olacaksınız dedim. Öyle bir gaz verdim ki bunlara vapuru kaçırmamız durumunda yüzerek gidebilirdik adaya. İskelede buluştuk, herkes birbirine haber vermiş. O kadar insanı görünce vay be bayağı bir kişinin canı sıkılıyormuş dedim. Tanımadığım birçok insan vardı aralarında, bu daha iyi bir şey. Ne kadar çok insanla tanışırsan o kadar iyi. Marketten bir şey alamayan, evde hünerini göstermiş, kısa zamanda mucizeler yaratmışlardı. Vapura bindik. Birbirlerini tanımayan insanlar birbirleriyle tanıştı. İlk başta isimleri hafızada tutmak zor oldu ama gönüller bir olduktan sonra bu da aşılmayacak bir engel değildi. En sonunda adaya inebildik. Ali Dayı' ya önceden haber salmıştım. Ali Dayı' yla önceden muhabbetimiz var. Ben eskiden bir gün tesadüf eseri onun yerine gitmiştim. O gün bugün dayı yeğen gibi olduk, nazım geçer yani Ali Dayı' ya. Ali Dayı adada sevilen sayılan bir kişidir. Dediğim gibi ben haber salınca Ali Dayı en kralından 3 tane at arabasını çektirmiş iskeleye. Ali Dayı ellerimizdeki torbaları görünce bana sitem etti. Biz burada neciyiz dedi. Gönlünü aldık tabii. Dedim Dayı ansızın geldik, zaten mekanını açtın bize, faytonları gönderdin, bu kadarı kafi. Neyse Ali Dayı' nın yeri adanın ıssız bir yerinde saklı, etrafta pek kimseler yok. Geceyi aydınlatan sadece İstanbul' un uzaktaki ışıkları, yıldızlar ve birkaç tane lamba. Lambalar eski model, ağaçların gövdelerine gelişigüzel bir şekilde iliştirilmiş ama bu gelişigüzellik acayip güzel bir atmosfer yaratmış. Anlayacağınız her şey tıkırında.Soframızı kurduk, kurduktan sonra bir baktık ki hakikaten yemek işini biraz abartmışız. Ama olsun, ne de olsa çok kişiyiz. Hava da ortam da süper. Herkes birbiriyle o kadar güzel kaynaştı ki, görseniz bunlar 40 yıllık arkadaş dersiniz. Herkes her türlü şakayı kaldırıyor, herkesle her şeyi konuşabiliyorsun, kendini kasan yok, herkes sıkıcı bir akşamdan kurtulmanın verdiği mutlulukla hareket ediyor. O gece insanların gözünün içine baktığımda şunu gördüm; hepsinin gözünde iyi ki gelmişiz, unutamayacağımız gecelerden birini yaşadık ifadesi vardı. Bende iyi ki o telefona sarılmışım ve bu gecenin olmasına vesile olmuşum diye kendime küçük bir pay çıkardım. Gece yavaş yavaş ilerledi. Herkesin hiç bitmesin dediği akşamlardan biriydi. Ama her şey bir yerlerde başlıyor ve bir yerlerde bitiyor hiç şüphesiz. Ve hayatımıza yeni şeyler giriyor. Hayat akıp gidiyor, ama güzel ama kötü. Önemli olan mutlu anları uzun tutabilmek, kötü anları uzatmadan bitirebilmek. Hayat bu kadar basit işte, yüzünüzden tebessüm, hayatınızdan anlık yaşama eksik olmasın.
18 Temmuz 2010 Pazar
Ölene Kadar Yaşa
Bugün kanepeye uzandım. Canım sıkılıyordu ve tavana boş gözlerle bakıyordum. Bugün izlediğim filmin de etkisiyle düşündüm, yaşlanınca hayatım nasıl olacak diye. Acaba hayatta bir fark yaratabilecek miyim yoksa milyarlarca insan gibi gelip geçici bir zat mı olacağım acaba? Sonra kendi kendime dedim, istediğim hayatı yaşayacağım ve hiçbir şeyi ertelemeyeceğim. Bu o kadar kolay bir şey değil, bunun bilincindeyim. Öncelikle içimdeki bariyerlerden kurtulmam gerekiyor. İçimdeki bariyerlerden gün geçtikçe kurtuluyorum. İçimdeki bariyerler yüzünden bazen kendimi kasıyorum. Bunlardan bir an evvel kurtulacağım, büyük ölçüde kurtuldum artık. Artık aklıma geleni pat diye yapıyorum, eskiden olsa önce düşünür sonra vazgeçerdim. Portfolio' dan sonra bunu aştım. Artık yapıyorum, eskiden utanırdım artık utanmanın amına koyim diyebiliyorum en azından.
Neyse yaşlılıktan girdim nerelere geldim. Yaşlılığıma geri döneyim en iyisi. Yaşlanınca paso gezeceğim. Eğer torunum olursa onu da yanıma alacağım, bambaşka diyarlara yelken açacağım. Facebook' ta geçen sene Madrid' de tanıştığım Meksikalı bir kızın resimlerinde bakıyordum da, kendi kendime dedim, oğlum o kadar çok gezecek görecek yer var ki, buna bir ömür yetmez. Bu yüzden ne kadar çok yer görürsem o kadar iyi. Yaşlılık güzel şey, hayatın diğer bölümleri gibi güzel. Bugün ayrıca şunu da düşündüm, büyük ihtimalle ömrümün 4'de 1'ini geride bıraktım. Su gibi akıp geçti yıllar. Şimdi dönüp arkama bakıyorum da bir sürü gereksiz şeye kafamı takmışım, bazı günlerin kıymetini bilmemişim. Sonra düşündüm, sordum kendime 'Nevzat, bugün ne yaptın?' diye. Öğlene doğru kalktım ve biraz daha yatakta debelendim. Sonra kalktım spora gittim, sporda kitap okudum. Eve geldim, duş aldım, bir şeyler yedim, film izledim. İnternette takıldım biraz, müzik dinledim. İlginç bir şey yok değil mi? Beni de düşündüren bu oldu. Bir süre sonra geriye baktığımda bu sıradan günümü hatırlamayacağım. Bu yüzden her günü unutulmaz kılacak bir şeyler yapmak lazım. Sıradan günleri olabildiğince az sayıda tutmak lazım şu hayatta. Ertelememek lazım, nasıl olsa bir gün öleceğiz amına koyim. Öbür tarafta bol bol vaktimiz olur diye düşünüyorum. Her günün kıymetini bilmek lazım. Bazen geriye dönüp baktığımda bazı kişilerin kalbini tekrar kazanmak istiyorum. Bazılarıyla aramdaki saçma küslükleri bitirmek ve onlarla şimdiki zamanı da paylaşmak. Bu benim açımdan mümkün ama onlara baktığımda bu olgunluk seviyesinde değiller. Öyle olsalardı şimdi bu cümleyi kurmazdım zaten. İşte böyle... Her ne karın ağrısıysa işte. Kısacası güzel güzel, ani kararlar vererek, hayatın kölesi olmayarak, paylaşarak yaşayalım işte. Son ana kadar...
Neyse yaşlılıktan girdim nerelere geldim. Yaşlılığıma geri döneyim en iyisi. Yaşlanınca paso gezeceğim. Eğer torunum olursa onu da yanıma alacağım, bambaşka diyarlara yelken açacağım. Facebook' ta geçen sene Madrid' de tanıştığım Meksikalı bir kızın resimlerinde bakıyordum da, kendi kendime dedim, oğlum o kadar çok gezecek görecek yer var ki, buna bir ömür yetmez. Bu yüzden ne kadar çok yer görürsem o kadar iyi. Yaşlılık güzel şey, hayatın diğer bölümleri gibi güzel. Bugün ayrıca şunu da düşündüm, büyük ihtimalle ömrümün 4'de 1'ini geride bıraktım. Su gibi akıp geçti yıllar. Şimdi dönüp arkama bakıyorum da bir sürü gereksiz şeye kafamı takmışım, bazı günlerin kıymetini bilmemişim. Sonra düşündüm, sordum kendime 'Nevzat, bugün ne yaptın?' diye. Öğlene doğru kalktım ve biraz daha yatakta debelendim. Sonra kalktım spora gittim, sporda kitap okudum. Eve geldim, duş aldım, bir şeyler yedim, film izledim. İnternette takıldım biraz, müzik dinledim. İlginç bir şey yok değil mi? Beni de düşündüren bu oldu. Bir süre sonra geriye baktığımda bu sıradan günümü hatırlamayacağım. Bu yüzden her günü unutulmaz kılacak bir şeyler yapmak lazım. Sıradan günleri olabildiğince az sayıda tutmak lazım şu hayatta. Ertelememek lazım, nasıl olsa bir gün öleceğiz amına koyim. Öbür tarafta bol bol vaktimiz olur diye düşünüyorum. Her günün kıymetini bilmek lazım. Bazen geriye dönüp baktığımda bazı kişilerin kalbini tekrar kazanmak istiyorum. Bazılarıyla aramdaki saçma küslükleri bitirmek ve onlarla şimdiki zamanı da paylaşmak. Bu benim açımdan mümkün ama onlara baktığımda bu olgunluk seviyesinde değiller. Öyle olsalardı şimdi bu cümleyi kurmazdım zaten. İşte böyle... Her ne karın ağrısıysa işte. Kısacası güzel güzel, ani kararlar vererek, hayatın kölesi olmayarak, paylaşarak yaşayalım işte. Son ana kadar...
9 Temmuz 2010 Cuma
Babaanneciğim
Gece 1:42
Seni uzaktan da olsa görmek beni mutlu etti
Hayata karşı hastalığa karşı
Bildiğim bütün küfürleri söyledim
Ama nafile, elimden hiçbir şey gelmeden oturuyorum.
Bu dünyadaki en kötü şey çaresizlik.
Sen acı çekiyorsun, ama yine de bizi düşünüyorsun
Torunumun morali bozulmasın diyorsun ve çektiğin o acıyı
Hayatın boyunca çektiğin diğer acılardaki gibi
En derine, en kuytu köşelere gömüyorsun
Seni çok seviyorum,
Senin bu kadar hasta olmana rağmen,
gecenin bir saatinde kalkıp, bütün acılara rağmen
Torununun kokusunu duymak için o kadar zahmete girecek
Bir kalbe sahip olduğun için seviyorum.
Seni hiçbir kötülüğün kalbini kirletmesine izin vermediğin için seviyorum.
Seni sadece sen olduğun için seviyorum.
En önemlisi benim gibi bir insana 'seviyorum' lafını
Bu kadar sık dedirtebilecek kadar iyi bir insan olduğun için seviyorum.
8 Temmuz 2010 Perşembe
Dün Gece
Garip şeyler hissettim dün gece
Aslında dün gece belki o yatakta yatarken onu özlediğimi hissettim,
sonra adamakıllı düşününce onu değil,
yanımda birinin yatmasını özlediğimin farkına vardım.
Gece sessiz ve sakindi.
Gece de sadece buğulu bir sesin eksikliği vardı.
Gecenin sakinliğine,
sesinin güzelliğiyle renk katacak birini aradım dün gece,
ve bu arayışın verdiği huzurla,
bu sesi duyabilecek olmanın verdiği ümitle,
uyuya kaldım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
