Sıcak bir akşamda evde oturuyordum. Terlemekten bunalmışım, üstüm yapış yapış olmuş. Yapılacak tek şey biraz müzik dinlemekti. Bir an kendi kendime dedim, bu iş böyle gitmez. Hemen telefona sarıldım, yakın bir arkadaşımı aradım. Dedim her ne yapıyorsan bırak, adaya gidiyoruz. Oğlum siktir git manyak mısın, bu saatte adaya mı gidilir dedi. Ben de dedim bu saate vapur koyuyorlarsa demek ki giden oluyormuş dedim. Hemen milleti topluyoruz dedim, artık kim gelirse, yarım saat sonra marketin önünde buluşuyoruz dedim. Bir de gelmeyeni siksinler diye söz verdirttim. Yarım saat sonra Caddebostan Migros' un önünde buluştuk. Rakılar, mezeler, meyveler, biralar alındı. Kısacası mükellef bir sofra için her şey hazırdı. Dedim ki sizi öyle bir yere götüreceğim ki bu gece evde oturup mal mal televizyona bakmadığınız ve böyle bir gece yaşadığınız için hepiniz bana duacı olacaksınız dedim. Öyle bir gaz verdim ki bunlara vapuru kaçırmamız durumunda yüzerek gidebilirdik adaya. İskelede buluştuk, herkes birbirine haber vermiş. O kadar insanı görünce vay be bayağı bir kişinin canı sıkılıyormuş dedim. Tanımadığım birçok insan vardı aralarında, bu daha iyi bir şey. Ne kadar çok insanla tanışırsan o kadar iyi. Marketten bir şey alamayan, evde hünerini göstermiş, kısa zamanda mucizeler yaratmışlardı. Vapura bindik. Birbirlerini tanımayan insanlar birbirleriyle tanıştı. İlk başta isimleri hafızada tutmak zor oldu ama gönüller bir olduktan sonra bu da aşılmayacak bir engel değildi. En sonunda adaya inebildik. Ali Dayı' ya önceden haber salmıştım. Ali Dayı' yla önceden muhabbetimiz var. Ben eskiden bir gün tesadüf eseri onun yerine gitmiştim. O gün bugün dayı yeğen gibi olduk, nazım geçer yani Ali Dayı' ya. Ali Dayı adada sevilen sayılan bir kişidir. Dediğim gibi ben haber salınca Ali Dayı en kralından 3 tane at arabasını çektirmiş iskeleye. Ali Dayı ellerimizdeki torbaları görünce bana sitem etti. Biz burada neciyiz dedi. Gönlünü aldık tabii. Dedim Dayı ansızın geldik, zaten mekanını açtın bize, faytonları gönderdin, bu kadarı kafi. Neyse Ali Dayı' nın yeri adanın ıssız bir yerinde saklı, etrafta pek kimseler yok. Geceyi aydınlatan sadece İstanbul' un uzaktaki ışıkları, yıldızlar ve birkaç tane lamba. Lambalar eski model, ağaçların gövdelerine gelişigüzel bir şekilde iliştirilmiş ama bu gelişigüzellik acayip güzel bir atmosfer yaratmış. Anlayacağınız her şey tıkırında.Soframızı kurduk, kurduktan sonra bir baktık ki hakikaten yemek işini biraz abartmışız. Ama olsun, ne de olsa çok kişiyiz. Hava da ortam da süper. Herkes birbiriyle o kadar güzel kaynaştı ki, görseniz bunlar 40 yıllık arkadaş dersiniz. Herkes her türlü şakayı kaldırıyor, herkesle her şeyi konuşabiliyorsun, kendini kasan yok, herkes sıkıcı bir akşamdan kurtulmanın verdiği mutlulukla hareket ediyor. O gece insanların gözünün içine baktığımda şunu gördüm; hepsinin gözünde iyi ki gelmişiz, unutamayacağımız gecelerden birini yaşadık ifadesi vardı. Bende iyi ki o telefona sarılmışım ve bu gecenin olmasına vesile olmuşum diye kendime küçük bir pay çıkardım. Gece yavaş yavaş ilerledi. Herkesin hiç bitmesin dediği akşamlardan biriydi. Ama her şey bir yerlerde başlıyor ve bir yerlerde bitiyor hiç şüphesiz. Ve hayatımıza yeni şeyler giriyor. Hayat akıp gidiyor, ama güzel ama kötü. Önemli olan mutlu anları uzun tutabilmek, kötü anları uzatmadan bitirebilmek. Hayat bu kadar basit işte, yüzünüzden tebessüm, hayatınızdan anlık yaşama eksik olmasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder