22 Eylül 2010 Çarşamba

Sıkıntı ve Karar

Kafamın içinde 
Bir o köşeye bir bu köşeye çarpıyordu
Daha ne kadar böyle devam edebilirdi
En sonunda bir karar verdim, aniden
Hadi hayırlısı

21 Eylül 2010 Salı

Geceden gündüze geçerken gelişigüzel kalem darbeleri...

Bazen aklıma esiyor ve kendi kendime diyorum ki 'Ben biraz yaşlandım'. Etrafımdaki yüzlere bakıyorum, o yüzlerdeki pürüzsüzlüğe, arılığa... Onlar büyüyor, ben de büyüyorum ve çok kısa bir süre önce çizginin öbür tarafında olan ben şimdi çizginin diğer tarafından başka yüzlerde kendimi görüyorum. Bazen onlara gülüp geçiyorum, bazen de söylendiklerini görünce, kafalarına taktıklarını görünce hafiften öfkeleniyorum ve onlara, yapma bunu kendine demek geliyor içimden. Bazen ise aslında her zaman olan biten şeylere birden kafamı takıyorum, hayatın kusursuzluğu, çarpıcılığı tarafından silkelenip kendime geliyorum.

En önemlisi şükrediyorum... Eskiden de ederdim ama şimdi daha bir içten. Babaannemden sonra daha da içten ediyorum. Elime ayağıma bakıyorum, yerindeler, koşmama, kendi işimi görmeme  hiçbir şeyin engel olmadığını görüyorum ve bunu görünce neredeyse ağlayacak kadar duygulanıyorum. Kendi kendime oğlum yürüyebiliyorum lan falan diyorum. O an iç dünyama girseniz... Böyle bir dünya yok, içimdeki çocuğun ne kadar mutlu olduğunu tarif edecek kelime yok.

Yazı yazabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum ve böyle kopuk kopuk yazmayı bazen çok seviyorum, aklıma ne gelirse o. Kendimi zorlamıyorum bir bütünlük olsun diye, bu hep böyle değil ama bu özgürlüğe sahip olmayı seviyorum. Umursamadan bir şeyleri yapmak, kimseyi hesaba katmadan, bu inanılmaz bir şey. İstediğin zaman istediğini yapmaktan büyük bir güç var mı?

Yanlışlar yapıyorum, belki de en doğrusunu... Kendi kendime soruyorum, ne yanlış, ne doğru diye veya kimin yanlışı, kimin doğrusu diye. En basiti şu an karşımda olan 'Askerlik'. Elbette bir gün yapacağız, vatan borcumuz. Ama bırakın da ne zaman yapacağıma ben karar vereyim.

Bazıları vardır ya etrafınızda güya etliye sütlüye karışmazlar ama en ufak bir tökezleme anında böbürlenerek ben demiştim nidalarıyla başınızda bitiverirler. Ama an gelecek ve ben hedefi tam gediğine oturttuğum an o suratlara öyle bir bakış fırlatacağım ki, bunu düşünmesi bile beni hedeflerime ulaşma konusunda teşvik ediyor. O an geldiğinde o akşam oturacağım veya gideceğim bir yere, tek başıma ve içeceğim bir şeyler. Ertesi sabah ise her şeye sıfırdan başlayacağım.

Reklam yazarı olmak istememin, bu işi gerçekten istememin en önemli sebebi, her seferinde kendime meydan okuyacak olmam. Düşünüyorum da, inanılmaz bir iş bu ve ben bu işi yapacağım. Düşünüyorum da beni hedefimden kim alıkoyabilir diye, aklıma tek bir kişi geliyor. O kişi de benden başkası değil. Ama bu işi o kadar kafama koydum ki, beni ben bile durduramam.

Hakikaten çok şanslıyım ve daha da iyilerini yapamamam için hiçbir sebep yok. Bu hayatta insanın başına her şey gelebilir. Bana da her şey olabilirmiş gibi geliyor ve gelmediği her bir dakika için kendimi şanslı sayıyorum.
Düşünüyorum, şu an bende dünyanın herhangi bir yerinde açlıktan, soğuktan uyuyamayan milyonlarca insandan biri olabilirdim ama değilim. Onlardan ne farkım var ki, onların suçu günahı mı var da bu durumdalar, benim ne ayrıcalığım var diyorum. Ben bu saatte müzik dinleyip, şuursuzca bir şeyler karalıyorsam, benden şanslısı yok bana göre. Ama o insanları da unutmamak lazım, karnı tok sırtı pek olan her birey kurtarabildiği kadar, yardım edebildiği kadar insana yardım etmeli. Dengesiz, adaletsiz bir dünyanın parçası olmaktansa onu daha adaletli bir biçime sokmak bizlere bağlı.

Benim kimseye ders verecek pozisyonum yok ama benden bir tavsiye, bir an şapkalarımızı önümüze koyup, sahip olduklarımızı düşünmeniz. Ben düşününce ne kadar çok şeye sahip olduğumu görüyorum ve mutlu oluyorum, onları kaybetmemek için dua ediyorum. Sahip olamadığım şeyler için ise istedikten sonra ha bugün ha yarın başarabileceğimi bilmek gibisi var mı?

Kısacası bahanem yok, bahane yok.

Hayat rolleri biçilmiş bir film ise eğer, doğaçlama yapmakta benim elimde.

.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Özlem

Yağmuru ve İstanbul'da sonbaharı gerçekten özlemişim. Özlediğim çok şey var ama en çok babaannemi özledim, ve farkına vardım ki artık bayramlar eskisi gibi olmayacak. Dedemin gizliden gizliye gözyaşı dökmesi, hepimizin buruk geçirdiği bir bayram. Ama kabul etsek de etmesek de hayat devam ediyor. Bu kısımda devreye inanç giriyor. İnanıyorum ki babaanneme bir gün kavuşacağız ve inanıyorum ki dualarımız, konuşmalarımız, hissettiklerimiz O'na ulaşıyor. Bunlara inanmakla biraz avunuyorum. O' nu çok seviyorum ve O' nun torunu olmaktan gurur duyuyorum ve buna layık olmak için elimden geleni yapacağım.

Ülkemde bugün tarihi bir gündü, basketbol takımımız Dünya 2. si oldu, gösterdikleri mücadeleden ve yaşattıkları gururdan ötürü Helal Olsun onlara. Bir milleti birleştirdikleri için helal olsun. Maalesef  bütünleşmek için sadece sportif faaliyetlerde gösterdiğimiz başarılara bel bağlayan bir milletiz. Bu düşündürücü ve aynı zamanda üzücü bir durum kanaatimce. 

Bugün aynı zamanda referandum vardı, ülkemde, biricik vatanımda. Sonucunda milletin birbirine hakaretler yağdırdığı bir referandum. Milletin birbirini cahillikle suçladığı bir referandum. Birbirine cahil ayağı çeken yurttaşlarım. Baştakilere güvenmiyorum, ama bazı kesime de en az onlara kızdığım kadar kızıyorum. Sadece sosyal medyadan siyaset yapmaya kalkanlara... Evet, okumayan sorgulamayan bir toplumuz, peki bunu değiştirmek için ne yapıyoruz? Kendimiz gidip tıpış tıpış başkalarının kucağına oturuyoruz ve iş işten geçtikten sonra feryat ediyoruz. Her görüşü dinleyip, sakin bir şekilde strateji belirlemek bana göre doğru olanı. Fikrini paylaşmadığın kişilerle ancak bu şekilde mücadele edebilirsin. Ama bizim toplumda herkes tembel maalesef. Sadece şikayet ediyoruz, ah vah çekip sonra yerimize oturuyoruz. Kısacası dedikleri gibi ama iyi ama kötü, her millet layık olduğu şekilde yönetilir. Bir şeylerden rahatsız mıyız? O zaman kıçımızı kaldırıp, değişim için rahatımızı bozacağız, emin adımlarla, sabırla, düşünerek.

En çok özlediğim şey de, tek ve bütün Türkiye. Ülkemi çok seviyorum, Atatürk'ün gösterdiği yola önem veriyorum ama diğerleri gibi değil. Bazı şeyler kolay kazanılmadı bu ülkede, kolay bir şekilde muhafaza edilebileceğini ve üstüne koyulabileceğini kim söyledi. Ülkemi ve insanlarını çok seviyorum. Çoğunun kötü niyetli olmadığını düşünüyorum, buna inanmak istiyorum. Sorgulayan, araştıran, teslim olmayan, bağımsız bir ülkenin özlemini çekiyorum. Herkesin objektif olduğu bir ülkenin. Bu ülke bizim, her birimizin hakkı var bu topraklarda ve geçmişimize bakınca sırtımızda ne kadar yük olduğunu hissediyorum. Gurur duyuyorum. Başkası ne düşünürse düşünsün ama ben bu ülkeyi ve bu ülkeye ait her şeyi çok seviyorum.

Sevgi dolu, bağımsız, sorgulayan bir Türkiye için...