27 Ekim 2010 Çarşamba

Hikaye

Uyuyan Güzel'i Hansel ve Gratel'e koyamayacağın gibi, senin hikayene ait olmayan bir kahramanı da zorla hikayeye adapte edemezsin. 
Ettiğini sanırsın, bir süre kendini kandırırsın fakat bir süre sonra teker patlar, hasar daha büyük olur.
Çünkü sen yola devam ettikçe hızlanırsın, farklı, ait olmayan bir şeyle beraber hızlandığında illaki kontrolünü kaybedersin. 
Çok kahramanlar, yan oyuncular, figüranlar geçti hayatımdan, çoğunun hikayeye uygun olmadığının ilk başlarda farkına varamadım... Hiçbiri hikayeye uygun değillermiş, şu ankiler uygun mu? Şu ankiler belki de uygun ama, artık başrol oyuncusu hikayeden sıkıldı.

< >

Her yere, herkese aynı anda koşmak, hiç bir yere varamamak(mış).

26 Ekim 2010 Salı

Enerji

Evimin,şehrimin, ülkemin bende oluşturduğu enerji yavaş yavaş, kendini hissettirerek negatif eksene doğru kayıyor, maalesef.
Umut denilen şeyin, koskoca bir yalan olduğuna dair düşüncelerim su yüzüne çıkıyor, canımı acıtarak.
Evet, kuvvetle muhtemel yeni bir depresif kapının eşiğindeyim.
Bazı şeyler beni rahatsız ediyor ve beni rahatsız eden bu şeyler, kitlelerle alakalı.
Kitleler değişir mi? Zor.
İnsanlardan soğuyorum, çünkü insanların birbirine karşı olan saygısızlıkları, kıskançlıkları, sevgisizlikleri...
Beni bu canlı türüne karşı tiksinti duymaya itiyor.
Hep empati yapmaya çalışırım, ama bu tür insanların düşünce yapısının içine bir saniyeliğine bile girmek...
Beni korkutuyor ve ruhumu tahrip ediyor.
Başkasının hayatına, her türlü canlının yaşama hakkına saygı duymak, kendini düşünmeyi biraz olsun bırakıp,
medeni bir insan olmak bu kadar mı zor?
Anlayamadığım o kadar çok şey var ki ve bu aralar anladıklarımı anlatamayacak kadar yorgun, enerjisiz hissediyorum kendimi.
Ülke olarak her şeyimiz var ama bence olumlu enerjimiz yok.
Olan sınırlı enerjiyi ise, kendi kendimize tüketiyoruz sanki.
Yorulan, sıkılan, bıkan bireyler, bir süre sonra vazgeçiyor.
Herhangi bir doğruyu savunmuyorum, herkesin doğrusu kendine.
Benim düşüncelerim, doğrularım bunlar ve kendi doğrularımı yaşamak istiyorum.
Mutsuzluğum, umutsuzluğum, hüzünlü ruh halim bu yüzden, kendi doğrularımı yaşayamadığım için.

Acı Çekene Saygı

Tanrı'yla aynı fikirde değilim
intihar edenlerin cehenneme gideceği konusunda,
kainatın yaratılışına katılmaktan bıktığında ruhum,
intihar edeceğim bende
denenmemiş bir yolla

Neredeyse bütün akıllı kalpler
İntihar edip siktir çekmiş yeryüzüne

Ben ateist değilim, babasıymış gibi
Tanrı'ya küsen bir çocuğum,
Eğer Tanrı intihar edenleri ve Nietzsche'yi 
cehenneme gönderirse
cehennemde yanmayı tercih ederim bende
Tanrı dürüstlüğü sever...

Tanrı'nın hayal gücünü beğenmiyorum

Ben Tanrı olsam
Peygamberler göndermez
Doğrudan konuşurdum insanlarla

Ben Tanrı olsam
Hitler'i iyi kalpli bir Yahudi olmakla cezalandırırdım
Yahut yetenekli bir yazar yapardım onu
içindeki kötülüğü insanlara değil
Tuvallere boşaltırdı

Ben Tanrı olsam
devletler yok olur
gül kokulu bireyler var olurdu sadece
Atlar çılgın zamanlar koşardı

Ben Tanrı olsam düşünce gücüyle herkesin
istediği karakter olmasını  sağlardım
Dünya bir şiirin
Yaratılım sürecine dönüşürdü böylece

Ben Tanrı olsam
intihar ederdim
İnsanlarla birlikte 
acı çekmeyi öğrenemediğim için.

Cesar Mendoza

25 Ekim 2010 Pazartesi

Eve Dönüş

Eve döndüm,
ama kendimi başka bir yere ait hissederken burası ne kadar evim sayılır?
Çok özlemeye başladım,
Hepsini çok seviyorum.
Keşke hayatın bu tarafı,
bu mesafe, bu özlem, bu hasret,
Bu kadar zor olmasa.

15 Ekim 2010 Cuma

Barcelona

Güzel bir şehrin ötesinde benim için çok büyük bir anlama sahip bir yer. Hayatımda hiç tereddütsüz ailemden sayacağım iki kardeşimin yanına gidiyorum ve bunun için çok heyecanlıyım. Salerno'daki günlerimiz, mutfağımızdaki sohbetler, sabah alışverişlerimiz, beraber yediğimiz yemekler ve daha niceleri... Alfred ve Laura, sizleri tanıdığım ve sizlerle paylaştığım her an için kendimi çok şanslı hissediyorum. Biliyorum bu 9 gün çok çabuk geçecek ve tekrardan, ne zaman görüşeceğimiz bilmeden ayrılacağız ama birbirimizin kıymetini her zaman bileceğiz. Muhteşem bir 9 gün geçirmek ve hayatımıza muhteşem anılar eklemek dileğiyle... Aramızda keşke David' de olsaydı...

12 Ekim 2010 Salı

Gece

Gece hakkında düşündüm, farklı şekillerde ifade ettim ama her şeyin özü var be kardeşim.
Gecenin özü de...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Cumartesi

Cumartesi' ni Cumartesi' yle doldurduk
Tadının noksanlığını kolayla kamufle ettik
Şişe eksilirken, kendimizi kandırdık
Sahte amaçlarla kendimizi avuttuk
Alkol kanatlanıp uçunca
Yine,yeniden nahoş yanımızla kaldık
Sorgulamalarla kendimizi tükettik
Tüketenin sorulan sorular değil,
Verilen cevaplar olduğunu idrak ettik
Eski kararları, yeni kararlar gibi tekrardan aldık
Bu lüksü bulduğumuz için hem şükrettik hem küfrettik

9 Ekim 2010 Cumartesi

Özeleştiri

Bir an için dünyanın en güzel şeyisin
Bir süre sonra ise en sıkıcı.
Bir noktaya kadar çok keyif alıyorum,
En uç noktadan sonra anlamsız kalıyorsun benim için. 
En kolayı sorun sende değil bende demek,
En zoru ise bunun böyle olmamasını sağlamak.
Bazen tek hayalim oluyorsun, bazen en uzaktan da öte
Maymun iştahı diye adlandıranlar da var, depresyon diye de, 
Her insanın başına gelir diyen de, henüz aradığını bulamamışsın diyen de.

Bilinçaltı dedikleri bazı durumlarda alarm görevini görüyor olsa gerek
Seni her zaman uyarıyor ama kendimi kandırma düzeyim arttıkça
Uyanmamak için alarmı ertelemem de doğru orantıda artıyor.

Dün gece oturdum, uykuya yenik düşene dek düşündüm.
Sabah kalktığımda vardığım sonuç, sonuçsuzluk oldu.
Adı da özeleştiri oldu.




4 Ekim 2010 Pazartesi

Eğer bir gün...

Eğer bir gün birisini gerçekten seversem O'nun için dünyayı yıkmam, ama O'nun için bir dünya inşa ederim.

İtiraf

Dışarıda düzensizliği, evde düzeni arıyorum. Evdeki düzensizlik bana batıyor, dışarıdaki düzenin bana battığı gibi. Çok çabuk sıkılıyorum aynı şeyi yapmaktan, programlara harfiyen uymaktan nefret ediyorum. Dışarı çıkınca her şeyin spontane gelişmesini istiyorum. Rutinle, anlık yaşamak birbirine karışsın istiyorum ama nerede duracaklarını bilsinler istiyorum. Sınırlarımı zorlamak istiyorum, sınırlarımın olmadığına inanıyorum, yapabileceklerimin sınırının olmamasını bilmek hoşuma gidiyor ama bazı yerlerde sınırları çizmek istiyorum. İnsanlara güvenmek istiyorum ama tanıdıkça verdiğim değere değmez olduklarını görmek, onlara harcadığım zamanın vakit kaybından başka hiçbir şey olmadığını görmek ve bunun sürekli tekrarlanan bir senaryo olması beni bayıyor. Bir ailem olsun istiyorum ama birbirine bağlı bir aile. İstekler o kadar garip ki en basit görünen istekler aslında en zor olanları. Çevremdeki insanları ayıklamak istiyorum, gereksiz insanları bir kenara koymak istiyorum. Herkesi düzeltebileceğim ihtimalinin olmadığını kabullenmek ve bu duruma üzülmeyi bırakmak istiyorum. Birçok şey istiyorum ama bunlardan bazıları maalesef değiştiremeyeceğim şeyler. En çokta değiştiremeyeceğim şeylere kafa takmaktan ve üzülmekten kurtulmak istiyorum.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Hayat

Gidilecek çok yol, verilecek çok mola var
Tadılacak çok tat, içilecek çok şey var
Kazanılacak, kaybedilecek bir sürü şey var
Yaşayacağım, öğreneceğim, hem öğrenip hem öğreteceğim çok şey var
Görülecek bir sürü yer var, tecrübe edilecek bir sürü şey
Kısacası var oğlu var
Ne yazmakla biter bu hayat, ne de söylemekle
Ama bir ömre sığar mı hayat?
Sığmaz.
Bu yüzden her anı yaşamak lazım
Kıymetini bilmek, şükretmek lazım.
Bazen nankörlük ediyorum, nefret ediyorum, sövüyorum sana,ama
Her ne kadar bazen sövsem de, sen bunlara kulaklarını tıka hayat,
Tıkıyorsun da,
çünkü seni içten içe ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun.

1 Ekim 2010 Cuma

00.51

Mutluluk nedir?

Ama gerçekten nedir? Genel geçer bir mutluluk kavramı var mıdır?

Uydurulmuş bir şey midir? Herkesin peşinden koşacağı bir şey midir?

Oturduğun yerde, ayaklarına kadar gelip, ayaklarına kapanır mı? Kapanmazsa ve sen sürekli peşinden koşmak zorunda kalıyorsan, peşinden koştururken, seni yoruyor, yıpratıyor ise?

Güzel şeyleri elde etmek için sıkıntı çekmek gerektiğini düşünüyorsan, bu düşünce bir şekilde senin içine işlemişse?

Herhalde hiçbir şeyin genel geçer bir cevabı yok, herkes mutluluğu farklı bir şekilde elde ediyor veya etmeye çalışıyor.

Herkesin inandığı bir yol var ve galiba yaşamanın en temel kuralı inanmak, bir şeylere inanmak. Bakıyorum neye, ne kadar inanıyorsan o kadar varsın hayatın içinde.