28 Temmuz 2011 Perşembe

Ahlar Ağacı'ndan

kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
bir elbise çıkar sanmıştım.

Didem Madak

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Oyun

Düşün, hayatında her şey birbirine girmiş ve hoşnut olmayacağın şeyleri yapman icap ederken, her şeyi bir kenara bırakıp, sadece kendini arkana alarak, başkalarının onayına, desteğine ihtiyaç duymadan çatır çatır yaşayabilir misin bu hayatı?

Evet mi,hayır mı?

Bütün bu soruları hiç kendine sordun mu şimdiye kadar?

Yoksa cevaplarından korktuğun için soru sormaktan da mı korktun?

Varsayalım korktun ve ne soru sordun, ne de cevap verdin aklındaki belirsiz korkulara.

Ama hep kork, hep kaç nereye kadar?

Bırak gitsin, kaçsın ipin ucu.

Korkmak ayıp değil ama korkunun üstüne gitmemek ruhuna yaptığın en büyük saygısızlık.

Koyver gitsin.

22 Temmuz 2011 Cuma

Çaresizlik


Babaanneciğim, sensiz tam 1 yıl geçti ve bu geçen süre de sen hepimizin aklından bir an olsun çıkmadın. Hiçbir zaman çıkmayacaksın da. Babaanne, sen bana çok şey öğrettin, en zor zamanlarımda yanımda oldun. Ama en son, giderayak öğrettiğin şey çok ağırdı. Hayat böyle der gibiydin. Senden öğrendiğim en son şey, çaresizlikti babaanneciğim. Sen gittin ve ben, babam, halalarım, dedem, kuzenlerim, seni seven herkes sadece izledik gidişini.

Anladım ki, hastalığa karşı, ölüme karşı çaresiziz.

Bunu bilmiyor muydum? Tabii ki biliyordum. Ama insanın bunu anlaması için, bununla yüzleşmesi gerekiyormuş. Anladım ki, aynı durumda kim olursa ben hiçbir şey yapamayacağım. Yapabileceğimiz tek şey, birbirimizi sevmemiz. Ne olacağı hiç belli olmuyor işte. Bu yüzden yapabileceğimiz en iyi şey birbirimizi üzmemek, kişisel hırslarımızdan dolayı kalp kırmamak.

Seni çok özlüyorum, resmin hep masamda duruyor. Babamda bir tane videon var, o gözümün önünden gitmiyor. Sana dair ne varsa aklımdan çıkmıyor. Hiçbir zaman çıkmayacak.

Kafamda salakça düşünceler var, babaanne. Senin bunları okuyacağına, hissedeceğine inandırıyorum kendimi. Bazen gözyaşı döküyorum, gözyaşı dökerken seni daha da iyi hissedeceğime de inandırıyorum kendimi.

Babaanne, ben o kadar aptalım ki, biliyorum, sen şimdi karşımda olsan da ben bunları sana söyleyemezdim. Seni ne kadar çok sevdiğimi, benim için ne kadar önemli olduğunu söyleyemezdim.
Şimdi arayıp sesini duymak için her şeyimi verirdim babaanne.

Babaanne, seni her zaman çok sevdim ve biz, her ne kadar dile getiremesek de farklıydık be babaanne. Ve ben senin önemini sen gittikten sonra daha iyi anladım. Ama artık çok geç babaanne, sana seni seviyorum demezdim babaanne, bunu zaten bildiğini düşünürdüm, bilirdin de. Ama bunu duymak istediğini sen gittikten sonra anladım babaanne. Sana meyve soyarken, seninle beraber kahvaltı ederken, seninle sahura kalkarken, otururken bütün yaptıklarım seni seviyorum demenin hareketlerime yansımasıydı. Ama ben o iki sözcüğü dile getirmenin öneminin farkına varamadım.

SENİ ÇOK SEVİYORUM.

Seni ve senin kokunu çok özledim.


Hümeyra - Sessiz Gemi

21 Temmuz 2011 Perşembe

Anlam

Bir insanı hiç sevmemiş olmam, O'na değer vermediğim anlamına gelmez.

N'oldu ?

En iyi insanda bile kötülük vardır,
En kötü insanda da iyilik.
Ve
Bir insanın iyi olması,
aynı zamanda herkese iyi bir sevgili olacağı anlamına gelmez.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Ne günlerdi be...


Salerno' yu o kadar çok özledim ki... Her gece kafamı yastığa koyduğumda aklıma geliyor.

Oradaki huzurum, oradakilerin huzuru, deniz, Antica Birraria, sahil, terasımızda verdiğimiz yemekler, terasımızdan eksik olmayan kahkahalar, yüzlerdeki tebessümler, balkonumuz, bu blogdaki ilk yazıyı yazdığım balkon, Botellón, sahildeki yürüyüşler, Neptuno ve dondurma, kaçak binilen otobüsler, Bea' yla eve dönerken sürekli gördüğümüz o yaşlı teyze, bir anlık gazla çıktığımız İtalya Turu, o turda yaşadıklarımız, Mensa'daki yemekler, gezmek tozmak, kafaya takmadan yaşamak, mutfaktaki derin sohbetler, sabaha karşı eve dönerken fırından dilendiğimiz ekmek ve o ekmeği alıp eve bir çocuk gibi koşmak, hayatımızın en güzel ekmeğini yedikten sonra yatmak, sabah Alfred ve Laura' nın beni uyandırması, Mettina Verdeler, pizzalar ...

Hiç şüphesiz daha nicelerini yazabilirim. Kısacası oradayken daha bir huzurluydum, hayatı daha dolu yaşıyordum. Oradayken kafam rahattı çünkü. Hayatın ciddi tarafı arka plandaydı, burada ise hayatın ciddi tarafı ön planda. İşin içine ciddiyet girince, ister istemez bazı şeyler sıkıcı bir hal alıyor.

Düşün bir kere, öğrencisin, yurtdışındasın, İtalya' nın güneyinde küçük bir sahil şehri, sana burs vermişler, biraz da sen kenara üç beş bir şeyler koymuşsun, tek derdin gezmek, tozmak.

Kendime soruyorum, ben bir daha böyle bir şey yaşar mıyım diye.

Cevabı açık ve net.

NAAAHHHHH ÇOK BEKLERSİN.

MASA DA MASAYMIŞ HA...

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu


Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu


Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu


Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Edip Cansever

Sezen Aksu - Yine mi çiçek

14 Temmuz 2011 Perşembe

Çoban Yıldızı

Bugün ülkem için acı bir gün.

Şerefsiz bir senaryoya farkında olmadan dahil edilen 13 ışık bugün söndü.

Onların evleri artık eskisi gibi olmayacak artık.

Anneleri, yavruları gelince ne pişireceklerini düşünemeyecek, onları bağrına basıp doya doya koklayamayacak.

Babaları, aslan evlatları gelince beraber ne yapacaklarını hayal edemeyecekler.

Abilerinin, ablalarının, kardeşlerinin sırdaşları, koruyucuları, canları yok artık.

Eşleri, nişanlıları, sözlüleri, sevgilileri için artık bekleyecek birisi yok, onlarla beraber yaşayacakları, paylaşacakları bir hayat yok artık.

Sönen ışıklara gelince ...

Onlar orada bizim için savaştı, bizden önce yanındaki arkadaşı için, hayalleri için savaştı orada.

Hepsinin hayalleri vardı hiç şüphesiz.

Şimdi hepsi yarım kaldı.

Bazılarının sevgilisi vardı, bazılarının hiç olmamıştı belki.

Bazılarının çocukları vardı, çocuklarıyla oynayacak oyunları vardı.

Ailecek yenecek yemekler, bol kahkahalı sofraları olacaktı.

Her şeyi geçtim,

Hepsinin önünde koskocaman bir hayat vardı, artık yok.

Nur içinde yatın.

Çoban yıldızı

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Firar

Bu güzel yolculuk, hiç beklemediğim bir anda gelen teklife, hiç düşünmeden evet dememle başladı.
4 gün süren bu yolculuk, sıradan bir yolculuk değildi; aynı zamanda şehrin keşmekeşinden firar ettiğim bir yolculuktu.

İlk kez gittiğim Ayvalık'ta biraz kilo aldım, bir hayli stres attım.
Yanaklarım hafif doldu, muhabbet pek bir hoştu.
Kısacası yediğim, içtiğim bana yaradı, bunlar da gördüklerim.

Andre Rieu - Hava Naglia


















1 Temmuz 2011 Cuma

Cunda'da bir yer

Ayvalık'tan notlar


Düşündüm, düşünüyorum.
Sahip olduklarımı düşününce,
Mutlu oluyor,
Hayata daha da sıkı sarılıyorum.
Yitirdiklerimi unutuyorum, umursamıyorum.