18 Temmuz 2011 Pazartesi

Ne günlerdi be...


Salerno' yu o kadar çok özledim ki... Her gece kafamı yastığa koyduğumda aklıma geliyor.

Oradaki huzurum, oradakilerin huzuru, deniz, Antica Birraria, sahil, terasımızda verdiğimiz yemekler, terasımızdan eksik olmayan kahkahalar, yüzlerdeki tebessümler, balkonumuz, bu blogdaki ilk yazıyı yazdığım balkon, Botellón, sahildeki yürüyüşler, Neptuno ve dondurma, kaçak binilen otobüsler, Bea' yla eve dönerken sürekli gördüğümüz o yaşlı teyze, bir anlık gazla çıktığımız İtalya Turu, o turda yaşadıklarımız, Mensa'daki yemekler, gezmek tozmak, kafaya takmadan yaşamak, mutfaktaki derin sohbetler, sabaha karşı eve dönerken fırından dilendiğimiz ekmek ve o ekmeği alıp eve bir çocuk gibi koşmak, hayatımızın en güzel ekmeğini yedikten sonra yatmak, sabah Alfred ve Laura' nın beni uyandırması, Mettina Verdeler, pizzalar ...

Hiç şüphesiz daha nicelerini yazabilirim. Kısacası oradayken daha bir huzurluydum, hayatı daha dolu yaşıyordum. Oradayken kafam rahattı çünkü. Hayatın ciddi tarafı arka plandaydı, burada ise hayatın ciddi tarafı ön planda. İşin içine ciddiyet girince, ister istemez bazı şeyler sıkıcı bir hal alıyor.

Düşün bir kere, öğrencisin, yurtdışındasın, İtalya' nın güneyinde küçük bir sahil şehri, sana burs vermişler, biraz da sen kenara üç beş bir şeyler koymuşsun, tek derdin gezmek, tozmak.

Kendime soruyorum, ben bir daha böyle bir şey yaşar mıyım diye.

Cevabı açık ve net.

NAAAHHHHH ÇOK BEKLERSİN.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder