20 Ağustos 2011 Cumartesi

Bekleme Yapma

Sıcak bir yaz gecesiydi. Rüzgar dışarıda masal gibi, hafif hafif esiyordu. Duymak istediği tek ses rüzgarın yaprakla dans ettiğinde çıkardığı sesti fakat şehrin keşmekeşi bunu engelliyordu. Yatağına uzanmış, zifiri karanlık odasında tavana doğru gözlerini dikmişti. Sokak lambasının aydınlattığı küçük bir nokta vardı tavanda. O küçük noktanın gözlerinin içine bakıyordu, kendi gözlerinin içine bakarmış gibi... Havadaki nem, hayattan beklentileri, sorumlulukları, hayal kırıklıkları, üzüntüleri, endişeleri mayıştırmıştı O'nu. Hayalleri vardı ama takati yoktu. Kendi kendini sorguluyordu, her şeye rağmen başarabileceğini biliyordu. Bazı şeyleri, kişileri gözünde fazla büyüttüğünün bilincindeydi. Bir işaret peşindeydi, O'nu tetikleyecek bir işaret. Ve birden bir mucize gerçekleşti. Gözlerini kapadı ve ihtiyacı olan işaret o karanlıkta beliriverdi.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Seçimler, Seçişler, Vazgeçişler

Doğarsın.
Korkusuz, meraklı.
Büyümeye başlarsın.
Sonra seni yavaş yavaş korkutmaya başlarlar.
Korktukça kirlenirsin, kirlendikçe korkarsın.
Veya ne kirlenirsin ne de korkarsın.
Yeni insanlarla tanışırsın.
Yeniler eskir, sen de.
Zaman geçer, zaman akar gider, farkında olmazsın.
Bir sürü şey keşfedersin, mutlu olursun.
Keşfettiklerin beklediğin gibi çıkmaz, mutsuz olursun.
Düşünürsün.
Düşündüklerini yaparsın, yapmazsın veya yapamazsın.
Pişman olursun, olmazsın.
Güvenirsin olmaz, güvenmezsen olmaz.
Seversin, sevmez.
Sevmezsin, sever.
Seversin, sever.
Bazen kendini kandırır, kendi dünyanı kurarsın.
Çalışırsın, çabalarsın, kendi hayatını yaşarsın.
Çalışmazsın, yan gelip yatarsın, başkasının hayatını yaşarsın.
İçindekileri söyleyemezsin, söylersin.
Şu hayatta hep bir şeyleri seçer, seçtiğini yaşarsın.
Seçmediğini yaşamakta bir seçimdir.
Vazgeçtiklerini de sen seçersin.

12 Ağustos 2011 Cuma

Susmanın İkinci Yüzü

Şimdi bütün anmalar bir susmanın içinde..
Şimdi bütün susmalar bir odanın içinde..
Anlatmaya bir sözcük, bir bakış arıyorlar,
Önce sakladıkları, bir adamın içinde.

Özdemir Asaf

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Mono Ton

Mono Ton, 4 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu. Suya sabuna dokunmadan yaşamayı tercih eden Mono Ton'un evden okula, okuldan eve bir hayatı var. Her sabah 7:30' da kalkar, kahvaltıda 2 dilim ekmek, 3 dilim ince kesilmiş domates, yarım hıyar ve 1 zeytin yer, yanında da bir bardak süt içer. Bu arada sütün içine 2 kaşık bal koymayı veya koydurmayı bugüne kadar ihmal ettiği görülmemiştir, duyulmamıştır. Kahvaltısını eder, sonra 08:15'te gelen servisini beklemek üzere evin önüne çıkar. Servis geç veya erken gelirse paniğe kapılır, abuk sabuk davranışlarda bulunur. Bu abuk sabuk davranışları bile belli bir sırayı takip eder. Önce sol elini yumruk haline getirir, dikey bir biçimde tutar, sonra sağ elini tokat atar gibi açarak dikey halde bulunan sol yumruğunun üstüne usturuplu bir şekilde yerleştirir. Mono Ton'a göre geç gelen servis hayatın ona attığı kazığı temsil eder. Servis gelir. Serviste her zaman sağ tarafta en arkadan 3. koltuğun cam kenarına oturur. Okula gelince kimseyle konuşmadan, doğrudan sınıfına gider. Sırası 1. sınıftan beri değişmemiştir. Değiştirmeye kalkan öğretmenler olmuştur elbet, ama nafile. Dersler başlar, Mono Ton sadece 4. dersten sonraki teneffüste sınıfı terk eder. O da tuvalete gitmek içindir. Tuvaletini her gün aynı saatte, aynı pisuvara yapar. Daha önce tuvaleti gelirse tutar. Okul biter, eve döner Mono Ton. 15 dakika televizyona bakar. 14 değil, 16 hiç değil, tam tamına 15 dakika. Küçük boy iki sandviç yer daha sonra. Derslerine bakmaktan hiç haz etmez Mono Ton, çünkü her gün farklı şeylerin gösterilmesi Mono Ton'u acayip rahatsız eder. Halbuki okulu bitirip, arkasına bakacağı zaman anlayacaktır ki eğitim sistemi tam Mono Ton' a göredir. Farklı gibi gözüken konuların, aslında hep aynı konular olduğunu sonradan fark edecektir. Mutlu olacaktır tahminen. Sonradan gelen mutluluk bu olsa gerek. Saatler 21:30 'u gösterirken Mono Ton uyumak üzere yatağa girer. 21: 35 'te uykuya dalar. Uzun süren çabalarının ardından kendini bu saatte uykuya dalmak üzere disipline etmiştir. Mono Ton uykuyu da sevmez. Malum rüyalar var işin ucunda ve Mono Ton her gün aynı rüyayı görmeyi henüz başaramamıştır. Bu durum O'nu huzursuz eder. İşte, Mono Ton'un bir günü değil, her günü bu şekilde geçer.

Farklı yerlerde, farklı yaşamlarda birçok kişi Monoton' a benzer. Bazıları bundan hoşlanır, Stockholm Sendromu oluşmuştur bünyede. Bazıları bundan şikayet eder, ama değiştirmeye üşenir, her şey aynı şekilde devam eder. Bazıları ise bu duruma düşmemek için çabalar durur. En azından denerler.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Çocuk

Bana öyle bakma çocuk,
Kendimi iyi hissetmiyorum gözlerinin içine bakınca,
Gözlerinin içinde zayıflığımı görüyorum çocuk,
Yüzleşemediğim zayıflığımı.
Seni görünce çocuk,
Senin bildiğini biliyorum çocuk.
Seni seviyorum çocuk,
Özellikle bana kaçışın olmadığını hatırlattığın zamanlarda.
Bana cesaret verdiğin anlarda seni daha da çok seviyorum.
Ama en çok kocaman yüreğini seviyorum.
İçimdeki çocuk,
İyi ki varsın,
Sakın kaybolma.