12 Aralık 2010 Pazar

Vakit geldi

Artık sadece birkaç saat kaldı.
Aklımdan geçen 1001 düşünceye rağmen yapacak bir şey yok.
Çünkü sözün bittiği yerdeyim.
Birkaç saat sonra askerliğimi yapmak üzere Ankara' ya doğru yola çıkacağım.
Hava soğuk.
Az önce sabahın 5' inde alelacele kitap siparişleri verdim, internet üzerinden.
Umarım bir sorun çıkmaz.
Sanki hala gideceğimin farkında değilmişim gibi, ama gidiyorum işte.
Zamanı geldi, askere gidiyoruz.
Önümüzdeki birkaç ay birçok şeyden mahrum kalacağımın farkındayım.
Sanki umursamıyor gibiyim, rahat gibiyim.
Umarım orada çok değerli insanlarla tanışırım.
Bu apayrı hayat tecrübesinden olabildiğince faydalanmak dileğiyle.

7 Aralık 2010 Salı

Yaklaşan Meçhul

Sağa baksam, sola baksam aynı
Nereye bakarsam bakayım aynı.
Hoş, bakıyorum ama ne neye baktığımı biliyorum,
Ne de baktığım yönde ne olduğunu görüyorum.
Bir muamma sarmış etrafımı, gözlerimin önüne perde gibi inmiş.
Meçhule doğru gidiyorum,
Sonu var ama içeriği bilinmez.

3 Aralık 2010 Cuma

Yine Seni Seçerdim

Ömrünün son demleriydi. Kimse O'na bu kahpe hastalığı yakıştıramıyordu. Mükemmel bir insan olduğu o pamuk yanaklarından, gözlerinin içinin gülmesinden belliydi. Gözlerinin içi o kadar coşkulu, o kadar naif gülüyordu ki, bunu hiçbir acı engelleyemiyordu. Son anlarını yaşıyordu fakat etrafındaki kimse bunu kabullenmek istemiyordu. Çünkü O'nun yeri dolmazdı, bu yüzden herkes kendine yalan söylüyordu. Son zamanlarında o kadar çok acı çekiyordu ki, çoğu zaman bilinci yerinde değildi, sayıklıyordu. Hastaneye son yattığında artık etrafındakiler de gerçekleri istemeye istemeye kabul etmeye başladı. Sanki bu sefer o kapıdan son girişi olduğu hissedilmişti.. Hastaneye herkes akın akın geliyordu, bütün sevdikleri. Torunlarından biri birkaç gün sonra gelecekti, babaannesi 2 gün daha bekleyememişti, doğrusu elinde olsa beklerdi ama ölüm beklemiyor işte. Herkes zannediyordu ki, son bir kez daha oğlunu görmek istiyor, son nefesini oğlu için saklı tutuyordu. Halbuki işin aslı öyle değildi. O'nun beklediği şey sadece ama sadece 2 kelimeydi. Sevdiği insan, çocuklarının babası, hayat arkadaşı, 60 küsürüncü yılını tamamladığı kocasından sadece 2 kelime. Bütün hayatı boyunca bu 2 kelimeyi duymadı kocasından. Kocasının O'nu sevmediğinden değil, bilhassa kocası O'na karşı muazzam bir sevgi besliyordu. Ama birçok insan gibi O' da sevgisini belli etmeyenlerdendi. Sıcak bir yaz günü kocası evinden çıktı, hastaneye gitti, başucunda bekledi. O, hasta yatağında gözünü araladı, kocası saçını okşadı, terini sildi. Yaklaştı, saçını okşadı. Gözünden düşen damlalar, sildiği terin yerini aldı. Uzandı ve kulağına fısıldadı, 'Seni Seviyorum'.